Aktif KonularAktif Konular  Forum Üyelerini GösterÜye Listesi  TakvimTakvim  Forumu AraArama  YardımYardım  Kayıt OlKayıt Ol  GirişGiriş
Makaleler
 Tr Filateli Forumları | Ana Başlıklar | Makaleler
Mesaj icon Konu: TUĞRALI PULLARIN YARATICISI ABDÜLFETTAH EFENDİ Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Yazar Mesaj
KERTEM
Yeni Üye
Yeni Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 20-Mayıs-2009
Gönderilenler: 8

Alıntı KERTEM Cevaplabullet Konu: TUĞRALI PULLARIN YARATICISI ABDÜLFETTAH EFENDİ
    Gönderim Zamanı: 21-Nisan-2012 Saat 01:34

Tuğralı Pulların yaratıcısı:

 

ABDÜLFETTAH EFENDİ

 

 

Kaan Ertem

 

 

(Bu yazı daha önce OPAL ve TFDF’nin Türk Pulculuğu dergilerinde yayınlanmıştır. Madalyalar kısmı daha sonra eklenmiştir. Abdülfettah Efendi hakkında yeni bilgiler edinildikçe bu yazıya güncellemeler yapılacaktır)

 

       Bu yazı, Tuğralı pulları hazırlayan Abdülfettah Efendi’yi anlatan bir yazıdır.

      Osmanlı pullarıyla ilgilenen herkesin aslında Abdülfettah Efendi’yi bir duymuşluğu vardır. Abdülfettah Efendi’nin Pulhan kataloğu’ndan başlayarak Tuğralı pullarla ilgili hemen her yerde ismi geçer..Tuğralı pullarla ilgilenen hemen herkes de onun ismini bilir. Çünkü o, Tuğralı pulları hazırlayan insandır…

     Bu araştırmaya 1999 yılında başlamıştım. İlk olarak  2001 yılında OPAL bülteninde İngilizce olarak yayınlandı..Aradan beş-altı sene geçti ve TFDF tarafından yeniden yayınlanan Türk Pulculuğu dergisinin birinci sayısına genişletilmiş bir versiyonunu koyduk.

    Ne yazık ki şunu da belirtmeden geçemeyeceğim, Abdülfettah Efendi gibi hem önemli bir Hattat olan ile hem de Tuğralı pulları hazırlayan bir kişinin daha çok ilgi çekmesini beklerdim. Maalesef Filatelimizde her zaman görülen bir  eksiklik burada da ortaya çıktı ve Filatelinin  sadece pulları toplayıp defterlere dizmek olmadığına inanan bir azınlık dışında kimse ilgi göstermedi. Yabancı filatelistler tarafından daha çok ilgi gördü. Ben de  Adolf Passer’in 1938’de yazdığı “Stamps of Turkey” kalitesinde bir kitabın bugüne kadar neden Türkiye’de yazılamadığını daha iyi anladım.

   Bu yazıya  bazı eklemeler ve güncellemeler yapmayı uygun gördüm. Elime yeni bilgiler geçtikçe de bu güncellemelere devam edeceğim..Önemli bir Hattat ve Tuğralı pulları hazırlayan kişi olması sebebiyle Abdülfettah Efendi’ye bir saygı borcumuz  olduğunu düşünüyorum..

 

TUĞRALI PULLAR:

 

     Tuğralı pullar 1863’te tedavüle çıkmıştır ama Abdülfettah Efendi’nin keşfedilmesi için epey uzun bir zaman geçmiştir.

     1920'ler bitmek üzereydi. Ünlü koleksiyoncu Bondi Beraha, işte bu 1920’lerin son günlerinden birinde Yüksekkaldırım’daki pulcu esnafından satın aldığı ve 1863-1892 arası pulları kapsayan  eski bir koleksiyonu evinde oturmuş karıştırırken sayfaların kenarlarına kurşunkalemle yazılmış bazı küçük notları farketti. Bu notlarda, Tuğralı pulların Ser-Sikkeken Abdülfettah Efendi ile Ensercioğlu Agop isminde iki kişi tarafından hazırlandığı ve pulların Darphane-i Amire’de basıldıktan sonra Maliye nezaretine gönderildiği yazıyordu.

     Yani Beraha o notları okumasa bu insanın tuğralı pulları hazırladığından haberdar bile olamayacaktık. Bir iki küçük kurşunkalem notu aslında bize Hat sanatımızın büyük ustalarından birini tanıma fırsatını da vermiş oldu.

      Bondi Beraha bu konudan ilk olarak, 1931 yılında  o zamanın tek filateli dergisi konumundaki Ali Nusret Pulhan'ın "Pul Meşheri" dergisinin 2. sayısında bahsetti.

     O sıralarda Pul Meşheri’ne Tuğralı pullarla ilgili kendi etüdünü yazıyordu ve bir sürü bilginin arasında Abdülfettah Efendi’yi de yazdı..Aynı şekilde ilk olarak katıldığı ve Altın madalya kazandığı  Berlin (IPOSTA 1930) sergisine gönderdiği koleksiyonuna da bu bilgileri ekledi. Ayrıca dostu Adolf Passer’e de bundan söz etti.

    Pulhan Katalokları ve diğer filatelik yayınlara ve hatta o yıllardan sonra yayınlanmış bütün ansiklopedilere de bu bilgi böyle yazıldı..

      Böylece Abdülfettah Efendi’nin varlığı ortaya çıkmış oldu.

      Bugüne kadar Tuğralı pullar hakkında birçok araştırma yapılmasına rağmen  Abdülfettah Efendi ve Ensercioğlu Agop Efendi'nin aslında kimler oldukları,görevleri ve hayat hikayeleri hakkında hiçbir  araştırma yapılmamış ve bu iki önemli insan nedense hep pas geçilmiştir..

 

 

Öncelikle "Sikkeken"  ve "Sikkezen" terimleri üzerine birkaç söz:

  

   Size Abdülfettah efendi’yi anlatmadan evvel öncelikle Sikkeken kelimesi üzerinde biraz durmak istiyorum.

   Sikkeken bazı yerlerde  (örneğin tarihçi Lütfü efendinin ciltlerinde) Sikkegen  olarak da görülebilir. Bu da eski yazının yazılışından ileri gelmektedir. (k) harfi gelişe göre (g) olarak görünebilir.Ses değişik ama anlamlar aynıdır.

    Sikkeken ve Sikkezen terimleri ise  birbirinden ayrı şeyleri ifade eder."Sikkeken" terimi yerine "Sikkezen" terimi çok kullanılır.Bunlar aslında birbirlerinden ayrı iki terimdir."Sikkeken" adı verilen madeni para sanatkarları "sikke" adı verilen madeni paraların  üzerine  çıkarılacak  deseni  "çelik" adı verilen çubuğun ucuna  ters olarak kazıyan kişilerdir.Bunların işi çok önemli olduğundan yıllar boyunca Darphane yerine sarayda denetim altında çalıştırılmışlardır.Abdülfettah efendi’nin işi budur.

    "Sikkezen" ler ise bu "çelik" çubuğu, fırından çıkartılan ve kor halindeki "pul" adı verilen küçük ve yuvarlatılmış metal levhaların üzerine çakan sanatkarlardır.Sikkezen bu fırından çıkmış ve kor halindeki metal pula bir kere vurarak paranın desenini çıkartmak zorundadır.Zaten ustalığını da burada ortaya çıkarır.

    19.yüzyıla kadar madeni paralar böyle basılmıştır.Tanzimat döneminden sonra Darphane-i Amire'de modernleştirilmeye gidilmiş ve yurtdışından madeni para basan makineler ve ustalar getirtilmiştir. Fakat yukarıda anlattığım terimler aynen kullanılmaya devam etmiştir..

     "Ser" kelimesi eski Türkçe'de iki anlamda kullanılır. Birincisi baş, kafa anlamındadır . İkinci anlamında  ise  bir grubun yöneticisi,lideri veya müdürü konumundaki kişiyi belirtmek için ön ek durumuna da gelebilir. Örneğin Ser-asker, Ser-muharrir,Ser-tabib gibi..Buradaki anlamıyla "Ser-Sikkeken" ise Darphane'de çalışan yukarıda anlattığım madeni para sanatkarlarının başı veya yöneticisi konumunda olan kimse demektir.

    Abdülfettah Efendi, resmi olarak  1857 yılında  bu göreve getirilmiştir.

    

 

Abdülfettah Efendi kimdir?

     Bunun için önümde üç önemli kaynak var.İkisi İstanbul Ansiklopedisi..Biri Reşat Ekrem Koçu’nun diğeri Toplumsal Tarih Vakfı’nın..En son İbnülemin Mahmud İnal’ın Son Hattatlar kitabı.. Her üçünde de Abdülfettah efendi ile ilgili bilgiler var..

     Ser-Sikkeken (veya Sikkekenbaşı) Abdülfettah Efendi, 1814 yılı Sakız adası doğumludur. Aslen Rum’dur ve küçük yaşta köle olarak İstanbul'a getirilmiştir. O sıralarda Serasker olan Mehmed Hüsrev Paşa'ya  satılmış  ve nüfus kaydına baba adı olarak "Abdullah" yazılmıştır.O dönemlerde Köleler veya Müslümanlığa sonradan geçmiş başka dinlere mensup kimseler için babalarının ismi hep "Abdullah" olarak kaydedilirdi.

   

     Abdülfettah Efendi, Mehmed Hüsrev Paşa'nın bizzat seçtiği askeri öğretmenlerden Matematik, Geometri,Arapça ve Farsça dersleri almıştır. Bu sıralarda  Hat sanatı  üzerinde çalışmaya başlamış, Şakir Efendi'den SÜLÜS ve NESİH  yazılarını öğrenerek 1832'de İCAZETNAME (yeterlilik) almıştır.Aynı şekilde TA'LİK yazıdan da 1846 yılında öğretmeni Yesarizade Mustafa İzzet Efendi'den İcazetname almıştır.

     1831 yılında henüz 17 yaşında iken önce bir süre Serasker Mehmet Hüsrev Paşa'nın hizmetinde çalışmış daha sonra o sıralarda yeni kurulan Sıbyan Alayı'na öğretmen olarak girmiş ve orada bulunan çocuklara ve yazışmalardan sorumlu görevlilere günlük yazışmalarda kullanılan Rık'a yazısını öğretmişti. Rık'a yazısı,Osmanlı'da resmi dairelerde kullanılan günlük el yazısıdır.1839 yılında Sadaret Mektubi Kalemi'ne maaşsız olarak girmiştir. 1845 yılında maaşlı olarak Eyüp Camii ve 1846'da da Şehzade Camii'nin vakıf işleriyle meşgul olmuştur.

     Abdülfettah Efendi, 1839 'dan 1857'ye kadar çeşitli memurluklarda bulunmuştur.Bunların içinde Kastamonu Vali yardımcılığı ve Selanik Vilayet meclisi başkanlığı da vardır.

     1855 yılındaki Bursa depremi'nden sonra Ulucami'de harap olan bazı duvar yazılarını tamir etmiş,ayrıca burada yeni büyükboy yazı levhaları hazırlamıştır. "Besmele","Allah hu","Huve   Kur'an-ı Mecid" levhaları bunlardan bazılarıdır.Abdülfettah Efendi bu levhaları tahtadan yaptığı geniş ağızlı özel bir kalemle yazmıştı (*).Ulucami yazılarının tamiri sona erince bu geniş ağızlı kalem, cami mihrabının  yanına asıldı ve uzun seneler orada asılı durdu.    

      1857 yılında Maliye Bakanlığına bağlı İmparatorluk Darphanesi'ne "Ser-sikkeken" olarak tayin edilmiştir.Bu görevinden dolayı o devir için çok yüksek bir ücret olan 75 Altın lira maaş alıyordu.Ancak Abdülfettah efendi'nin Darphane'yle olan ilişkisi daha oraya  girmeden evvel 1855'te basılan kağıt paraların  yazılarını yazıp kalıplarını da çıkartmasıyla başlamıştı.Abdülfettah efendi bundan başka II.Abdülhamid'in Hamidiye ziynet altınlarını da çizmiştir.Çizdiği veya tasarımını yaptığı diğer eserleri arasında Hanedan-ı Ali-i Osman,Osmani,İmtiyaz,İftihar nişanları ile Sanayi,Tahlisiye,Girit ve Yemen madalyaları vardır.

      1860 yılında Filifırat (Filigran) yapımını öğrenmek için Viyana ve Paris'e gönderildi.

      1862'de ilk Türk posta pulları'nın hazırlanması için Posta Nazırı Agah Efendi tarafından görevlendirildi.O devrin inanışına göre herhangi bir belgede insan resmi kullanılması dinen sakıncalı olduğundan  pulların tasarımını yaparken Sultan Abdülaziz'in Tuğrasını kullandı.

      Böyle bir tasarım yapmasını Abdülfettah Efendi'nin aynı zamanda iyi de bir Tuğrakeş (Tuğra çizeri) olmasına bağlıyorum.Bursa Ulucami'nin yazılarını onarırken bir de büyük boy Abdülaziz tuğrası çizmişti.

     Şimdi burada bir parantez açmak istiyorum. Pulların üzerindeki Tuğra ve yazıları Abdülfettah efendi'nin,diğer motifleri ise Ensercioğlu Agop Efendi'nin hazırlamış olduğu muhakkaktır.Çünkü Abdülfettah efendi hayatının hiçbir döneminde süsleme yapmamıştır.Yıllar boyunca kuyumcu tarzında ince süsleme sanatının ustaları daha çok Ermeni sanatkarlardan çıkmıştır. Bu nedenle Agop Efendi’nin de motiflerin çizilmesiyle görevlendirildiğini ve Tuğra ve yazıların dışındaki diğer bütün motifleri onun yaptığını düşünüyorum.

    Bununla beraber, Türk Basınının ünlü Gazetecisi ve yayıncısı Ebuziyya Tevfik, 1913 yılında  kendi çıkarttığı dergisi “Mecmua-i Ebuziyya” da o sıralarda Posta idaresi tarafından organize edilmiş olan “Pul resmi yarışması” ile ilgili bir yazı yazmış ve bu yazıda bazı önemli  iddialar da öne sürmüştür. İddiasına göre, Sultan Abdülaziz, tasarımını Abdülfettah efendi’nin yaptığı ve motifleri -madeni paraya  benzeyen- Tuğralı pulları beğenmemiştir. Ona göre, Tuğralı pulların kullanıma verilmesinden sonra Sultan Abdülaziz, bizzat oturup bazı pul eskizleri çizmiş ve bunları o sıralarda Londra’da bulunan ünlü Hattat Vahdeti Şevket Bey’e göndermiş ve onu bu pulların kalıplarını hazırlaması için görevlendirmiştir.Ebuziyya Tevfik yazısında aynen şöyle demektedir:

 

“...Bizde posta pulu Sultan Abdülaziz’in evail-i saltanatında ihdas olunmuş idi.Fakat o tarihte sanat-ı hâk ve tâbıda pek dun bir mertebede bulunduğumuzdan, ilk pullar litografya ile gayet ince ve şeffaf kağıtlara tab edilmiş ve bir hilal derununa (Posta-i Devleti Aliyye-i Osmaniyye) ibaresi nakş olunmuş idi.

    Tabiat-ı bedayiperveranede sutude bir tavr-ı şahane ile mecbul olan Padişah, keyfiyyet ve kemiyyetçe sikke-i saltanattan farkı olmayan bu pulları hiç de takdir etmedi.Zamanın gerek hüsn-ü hatta ve gerek bedai hakte bir ikincisi olmayan Vahdeti Şevket beyi celbederek bizzat tersim eylediği müsveddeye tevfikan kalıplarını hâkke memur etmiş ve nezaret-i tahtında temsil edilmek üzere Londra’ya izam eylemişti.Pullar şöyle idi:

   Mustatil bir çerçevede birbirinden küçük resmolunmuş iki kat’ı nakışın mabeyni gayet ince arap nakışıyla bir zemin teşkil ediyor.Anın üzerine de (Posta-i) (Devlet-i) (Osmaniyye) kelimeleri ayrı ayrı ve altına da (şu kadar kuruş) ibaresi yazılıyor .Ve kat’ı nakışın derununu teşkil eden beyziye bir hilal ve etrafına neşr-i envar eder parlak bir yıldız resmolunuyor.Dört köşeşine de rakamla kemiyyeti terkim ediliyordu.Bunlar kağıdın levniyle(rengiyle) beraber 3 renk teşkil etmekte idi.Hatta nukuşun hurdeliğinden (inceliğinden) dolayı bir renk kendisinin açığı ile koyusunu ihtiva eylemesine mebni iki renk ad olunabilirdi.Osmanlı Posta pullarının tarih-i ihdasından beri görülen enva-i muhtelifesi sırasında bu pullar zarafet ve mükemmeliyyet nokta-i nazarından hem evveli ve hem de ahiri ad olunabilir...”

 

Ebuziyya Tevfik’in yazısında ayrıntılı olarak tarif ettiği bu pullar bizim “Duloz” olarak adlandırdığımız pullardır. Bilindiği gibi bu pullar Paris’te “Poitevin” matbaasında basılmışlardır. Bu pulları hazırlayan kişinin Paris’te yaşayan “Duloz” isminde bir sanatkar olduğu ve onun anısına bu pullara    Duloz “pulları denildiği de bilinen bir gerçektir.

    İlgi alanları çok geniş olan Sultan Abdülaziz’in Güreş ve Cirit’in yanında şiir yazıp resim de yaptığı bilinmektedir.Bu nedenle oturup pul eskizi yapmasına çok şaşırmadım.

     Ebuziyya Tevfik, Tuğralı pulların tedavüle çıktığı tarihlerde Gazeteciliğe başlamış ve o dönemi yoğun olarak yaşamış bir kişidir. Yazısında anlattığı bu olayların  –eğer gerçek ise-  1864 yılında meydana gelmiş olması gerekir.

    Hattat Vahdeti Şevket bey, görevli olarak 1864’ün ilk aylarında Paris’te bulunuyordu ve orada hazırladığı paraların üzerine gözle okunamayacak kadar küçük yazılar yazarak İmparator III.Napeleon ve karısı Eugéne’in bile takdirini kazanmıştı. Kendisi ayrıca “Kaime” denilen Osmanlı kağıt paraları  ve  Hisse senetlerinin baskı işlerini de Paris ve Londra’da denetlemiştir. Vahdeti Şevket bey, popüler bir Hattat olmasının yanı sıra kendi döneminde kağıt para ve değerli kağıt  hazırlanması ve baskısı  konusunda en deneyimli insanlardan biri idi. Yaşantı olarak da diğer Hattatlardan ayrılır.

      Peki, Tuğralı pulların hazırlanması işi neden Vahdeti Şevket Bey’e değil de Abdülfettah efendi’ye verilmiştir?.Bu soruya cevap bulabilmek için Devlet arşivinde araştırma yapılması ve o zamana ait yazışmaların bulunması gerekir..

      Her iki hattat da devlet yönetimi içinde saygı gören  sanatçılardır. Abdülfettah efendi’nin Darphane’de Sersikkeken olması, kendisi hakkındaki seçimi kolaylaştırmış olabilir. Ayrıca Abdülfettah efendi’nin hırslı bir insan olduğu ve kendisinden daha yetenekli hattatları her zaman kıskandığı da bazı kaynaklarda yazılmıştır ..

      Tuğralı pulların baskılarındaki özensizlik , bende bu pulların “acele ile” hazırlanıp basıldıkları düşüncesini geliştirmektedir. Tuğralı pullar, 1862’nin ikinci yarısında hazırlanıp basılmışlardır. Fakat aynı dönemde bastırılan Kaime’lerde ve Hisse senetlerinde görülen özen ve estetik maalesef Tuğralı pullarda yoktur. Taşbaskı  tekniğiyle basılan Tuğralı pullar,sonradan boyaya batırılıp sürülen sünger veya bezlerle renklendirilmişlerdir.

      Halbuki Taşbaskı tekniğinde doğrudan renkli baskı yapma olanağı da vardır. Taşbaskı  tekniğindeki tek dezavantaj, kullanılan taşın çok çabuk aşınmasından dolayı baskı sayısının düşük tutulmasıdır.

      Diğer baskı teknikleri dururken bu yöntemlerle koskoca bir devletin pullarının basılmasının açıklaması şöyle olabilir:

     Bu işi organize eden insanlar, Posta Pulu sisteminin Türkiye’de yaygınlaşmayacağını düşündüler ve deneme amacıyla büyük bütçeli bir baskı işinden çekindiler. Bu nedenle “Tuğralı” dediğimiz pullar da az sayıda ve düşük kaliteli olarak bastırıldı. Fakat iki sene içinde yeni sistemin yaygınlaştığı görülünce de  Duloz pulları” dediğimiz pullar Türkiye’den gönderilen taslaklar ve en önemlisi Sultan Abdülaziz’in isteği doğrultusunda, daha özenli bir şekilde bastırılıp kullanıma sunuldu. Bizim 1865’te çıktığını sandığımız ve  Duloz pulları dediğimiz ilk seri de 1864 yılında basıldı ve 1865’te İstanbul’a getirilerek tedavüle verildi. İşte bu aşamada Vahdeti Şevket bey’in Paris’te Poitevin matbaasında baskı işlerini bizzat denetlemiş olması yada baskıya müdahale etmiş olması muhtemeldir.Duloz pulları ile ilgili en detaylı kitap R.B. Yardley’in kitabıdır ancak o kitapta böyle bir bilgiye rastlamadım. Zaten Yardley, bu kitabındaki bilgileri (etütler hariç) genellikle Le Timbre-Poste yada Le Collectionneur de Timbre-Poste gibi dergilere dayandırmaktadır. Bu pulların basılması ile ilgili çok ilginç bilgiler vermesine rağmen bir Türk’ün gidip de Paris’te bu baskı işine karıştığı gibi bir bilgi yoktur bu kitapta..

    Bu konudaki yorumlar kişilere göre değişebilir.

    Ben konuyu çok dağıtmadan tekrar Abdülfettah efendi’ye dönmek istiyorum.

    Abdülfettah efendi’ye  1864 (1280) yılı içinde bir de üçüncü derece Osmani nişanı takılmıştır. Bu bilgiyi Tarihçi Ahmed Lütfi Efendi'nin ciltlerinden öğreniyoruz. Lütfi Efendi ciltlerinin 1863/64 yıllarına denk düşen kısmında Divan-ı Hümayun tercümanı Arifi bey ile Sikkeken başı Hacıfettah Efendi'ye (Bu ifade Ahmed Lutfi'ye aittir) birer tane üçüncü dereceden Osmani nişanı takılmasından bahsediyor. Ancak bu nişanların ne amaçla verildiğini belirtmemiştir.

     Bu tarihler Tuğralı pulların çıktığı senelere denk geldiğinden Abdülfettah Efendi'ye hizmetlerinden dolayı bir ödül olması amacıyla verilmiş olması mümkündür.

       1878 yılında İmha-yı Kavim Komisyonu'nda da görev yapan Abdülfettah efendi,bu görevlerinden dolayı da 1879'da 1. rütbe Mecidi ve 1. rütbe Osmani nişanları aldı.Her iki nişan da Osmanlı devleti'nin en yüksek nişanları durumundadır.

     SÜLÜS ve NESİH yazıda Hafız Osman,CELİ SÜLÜS yazıda Mustafa Rakım,TA'LİK yazıda Mustafa İzzet ekolüne bağlıdır.DİVANİ ve RIK'A yazılarında ise Divan-ı Hümayun'da takip edilen tarz yolundadır.

        16 Ekim 1896'da İstanbul'da Vaniköy'deki yalısında ölmüştür.Mezarı İstanbul'da Sultan Mahmud türbesi'ndedir.

         Doğruluğu ve çalışkanlığı ile tanınırdı. Bize Tuğralı pulları kazandıran bu sanatçı insanı saygı ile anıyoruz.

 

 

 

 

ABDÜLFETTAH EFENDİ’NİN HAZIRLADIĞI MADALYALAR:

 

(Kaynak:

İFTİHAR VE İMTİYAZ

Osmanlı Nişan ve Madalyaları Tarihi

Edhem Eldem

Osmanlı Bankası Arşiv ve Araştırma Merkezi

İstanbul 2004)

 

 

(1862) KARADAĞ MADALYASI

 

Hattat: Abdülfettah Efendi

Hakkak: James Robertson

 

 

(1863) HIRFET,SANAT,TİCARET MADALYASI (Fiili İhdası 1866)

 

Hattat: Abdülfettah Efendi

Hakkak: James Robertson

 

 

(1866) KOLERA MADALYASI

 

Hattat: Abdülfettah Efendi

Hakkak: James Robertson

 

 

(1863) ZİRAAT VE SINAAT  MADALYASI

 

Tuğrakeş: Hüsrev Efendi

Hattat: Abdülfettah Efendi

Hakkak: James Robertson

 

 

(1863) NİŞAN-ENDAHT MADALYASI

 

Hattat: Abdülfettah Efendi

Hakkak: James Robertson

 

 

(1879) SADAKAT VE ŞECAAT MADALYASI

(İmtiyaz Madalyasının ilk versiyonu)

 

Tuğrakeş, Hattat ve Hakkak: Abdülfettah Efendi

 

 

 

(1885) İFTİHAR MADALYASI (Fiili ihdası 1885)

 

Tuğrakeş, Hattat ve Hakkak: Abdülfettah Efendi

 

 

(1889) KAYSER II.WILHELM’İN İSTANBUL ZİYARETİ KONULU HATIRA MADALYASI (Fiili İhdası 1891)

 

Hakkak: Abdülfettah Efendi

 

 

(1890) (Cedid) GİRİT MADALYASI  (Fiili İhdası 1891)

 

Tuğrakeş ve Hattat: Abdülfettah Efendi

 

 

(1891) LİYAKAT MADALYASI

 

Tuğrakeş ve Hattat: Abdülfettah Efendi

 

 

(1892) (Cedid) YEMEN MADALYASI

 

Tuğrakeş, Hattat ve Hakkak: Abdülfettah Efendi

 

 

(1893) ZİRAAT VE SINAAT MADALYASI

(Madalyanın 1863 versiyonuna uygun olarak yapılmıştır)

 

Tuğrakeş, Hattat ve Hakkak: Abdülfettah Efendi

 

 

 

BU YAZI İÇİN YARARLANILAN KAYNAKLAR:

 

1-SON HATTATLAR, İbnülemin Mahmud İnal, İstanbul-1955

2-İSTANBUL ANSİKLOPEDİSİ, Reşat Ekrem Koçu,İstanbul-1955,Cilt:1 Sf..80,81

3-İSTANBUL ANSİKLOPEDİSİ, Toplumsal Tarih Vakfı,İstanbul-1993,Cilt:1 Sf.30,31

4-"Ketebeler" BERKİN,Vahe,Antik&Dekor dergisi No:7 Sf:58-63

5-Darphane’nin Kısa Tarihi.İstanbul-1997 (Türkçe-İngilizce)

6-TUĞRALI PULLAR, GARMİRYAN Ara,İstanbul-1988

7- İFTİHAR VE İMTİYAZ,Osmanlı Nişan ve Madalyaları Tarihi, Edhem Eldem

Osmanlı Bankası Arşiv ve Araştırma Merkezi, İstanbul 2004

 

 

YAZIDA İSMİ GEÇEN BAZI KONULARLA İLGİLİ NOTLAR:

 

(*)Sadaret Mektubi Kalemi: Sadrazamlığın yazı ve evrak işlerinden sorumlu dairesi

 

(*) Hattatlar yazıları yazmak için özel kamış kalem kullanırlar.Bu kamış kalemin ucu Makta denilen bir aletle belli bir açı verecek şekilde kesilir.Sanatçı bu kalemi mürekkebe batırarak yazar.Abdülfettah Efendi'nin büyük yazılar yazmak için  kendi yaptığı kalem,kullanılan normal kalemlerden çok daha kalındır.

 

 (*)Abdülfettah Efendi'yi himayesine alan Mehmet Hüsrev Paşa: 1756 yılında doğmuştur.Yaklaşık yüz yaşına kadar yaşadığı için "Koca " lakabı ile anılır.Aynen Abdülfettah Efendi gibi küçük yaşlarda köle olarak İstanbul'a getirilmiştir.1801 yılında Mısır'ı ellerinde bulunduran Fransızlara karşı savaştı ve başarılı olunca da İstanbul tarafından kendisine Mısır Valiliği verildi.1811'den 1826'ya kadar aralıklı olarak on sene Kaptan-ı Derya'lık yaptı.1826'da Serasker oldu ve bir on sene boyunca da bu görevde kaldı. Sultan Abdülmecid tahta geçince Sadrazam oldu ve Tanzimat fermanı (1839) onun Sadrazamlığı sırasında okundu.Hüsrev Paşa yenilik fikirlerine açık bir yönetici değildi.Hatta Tanzimat'ın mimarı Reşid Paşa'yı ortadan kaldırmak için çok uğraştı.Bu sebeple görevden alındı ve Tekirdağ'a sürgün edildi ve burada 1855 yılında öldü.Zengin ve kimsesiz olduğu için,kölelerini çocuğu gibi yetiştirir,eğitimlerine büyük özen gösterirdi.Hüsrev Paşa'nın yanından ileride Vezir,Sadrazam ve devlet kademesinde söz sahibi olmuş birçok genç yetişmiştir.

strPostAds
IP
Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Konuyu Yazdır Konuyu Yazdır

Forum Atla
Kapalı Foruma Yeni Konu Gönderme
Kapalı Forumdaki Konulara Cevap Yazma
Kapalı Forumda Cevapları Silme
Kapalı Forumdaki Cevapları Düzenleme
Kapalı Forumda Anket Açma
Kapalı Forumda Anketlerde Oy Kullanma

:: Tr Fila Forumlari ::
Her Hakki Saklidir
©2005-2007